
Bu hikayeler Arkasya Kütüphanesinde yer alan Arkasya Günlükleri kolleksiyonundan edinilen bilgiler doğrultusunda kurgulanmıştı.
AŞK - “Rafael”
Rafael, çok fazla yasın insanları değiştirdiğine hep şahit olmuştu.
Aslında bu şahitlik yaptığı insanların başında da kendisi geliyordu. Fakat Lara, karanlıkta büyümeye alışmış kendisinden bile güçlüydü. Bunu elbette her fırsatta dile getirmemeyi daha uygun buluyordu. Yine de babasından kısa bir zaman sonra sevdiği adamı kaybetmesi kolay olmamalıydı. Olmadı da. Gerçekten gülümsemeye başlaması, on saatten az süre uyuyarak güne başlaması, başka yerlere gitmeye “evet” demesi ya da nihayet Rafael’in yüzüne bakmaya başlaması bir buçuk seneden uzun sürmüştü. Bu süre boyunca Rafael için de bir nevi Kızıl Şehir’e, yüzünü kaşındıran soğuğuna alışma zamanı olmuştu.
Fakat tek düşündüğü Lara’nın kendini toparlamasıydı. Eh bir gardiyan ömrü boyunca bile savaşçısını bulmayabilirdi. Böyle düşününce gereken kudretteki sabır ona çok öncesinde verilmişti. Onu bulmak bile Rafael’in eksik parçasını tamamlamıştı. Daha fazlası için hiç umudu olmamasına bile kendini alıştırmıştı. Lara bazı şeyleri yapmayı bıraktığını söylemişti. Uzun süre birine kızgın kalmayı ya da stres içinde yaşamayı kabul etmeyi veya gerçekten yanında olan insanlardan uzak kalmayı. En önemlisi de pizza yemeyi. Bunu neden yaptığını Rafael’e hiçbir zaman söylememişti ama Mikail ile bir bağlantısı olduğunu anlayabiliyordu.
Aslında Mikail’in ölümünden beri düşündüğü tek şey vardı. Bileklerinde beliren karanlık izler yüzünden kendini kaybetmeye başladığını fark etmişti. Fakat bunun olmasındansa, Lara’ya ya da Arkasya’ya bu şekilde zarar vermektense, annesine benzememeyi seçmişti. Bir insan ne zaman kendini öldürme cesaretine sahip olurdu ki? Rafael bu konunun üzerine çok düşünmüştü ve aslında Mikail’in yerinde o olsaydı ve karanlık izlerini görseydi aynı şekilde davranabileceğine hiç inanmıyordu. Belki de böyle düşününce kendisi gerçekten de karanlık olandı. Çünkü bu fedakârlık kolay değildi. Mikail ise kendisinin hiç sahip olamayacağı bir cesarete sahip olduğunu kanıtlamıştı.
Lara mırıltıyla kendini savurarak Rafael’in yönüne döndü ve göğsüne sarıldı. Hala uyuyordu ve gayet huzurlu gözüküyordu. Bu, iki senedir görmediği bir ifadeydi. Eğilip yavaşça başının üzerine öpücük bıraktı. Bu işte, Rafael’in olduğuna inanamadığı bir şeydi. Çünkü onun altı ay önce Rafael’in yemek teklifini bile kabul edeceğini hiç düşünmemişti.
“Neden uyumuyorsun?” Lara’nın uykulu sesi melodi gibi odanın içine dolmuştu. Rafael düşüncelerinden sıyrılıp bakışlarını ona çevirdi. Gözlerini açmamış ve hala sıkıca ona sarılıyordu ama uyanıktı. Rafael sakince parmaklarını onun saçlarından geçirdi ve sonra göğsüne sarılı kolunun üzerinde durdu.
“Uyumak istemiyorum, seni izlemek daha eğlenceli.”
Lara bir anda gülümseyerek kalkıp, yanına diz çöktü ve Rafael’in gözlerine yaklaştı. Bunu o kadar hızlı yapmıştı ki, Rafael geniş gülümsemesiyle şaşkınlığının birleşmesine engel olmamış ve başını hafifçe geriye çekmişti. “Senin içinden böyle bir romantiğin çıkacağına kim inanabilirdi ki?” derken Lara ona biraz daha yaklaşmıştı. “Hiç alakası yok” dedi Rafael başını sağa sola sallarken, bir yandan onu kendinden uzaklaştırmaya çalışıyordu. “Nasıl yok?” Lara onun kucağına oturup, boynuna kollarını salladığında Rafael de geniş bir gülümsemeyle kısılan çekik gözlerini tavana kaldırdı. Fakat bu onun da kollarını Lara’nın beline sarmasına engel olmamıştı. “Sen bir şapşalsın Lara” dedi gülümsemeye devam ederken. Gerçekten de onu nihayet bu küçük anlar içinde görmek tarif edilemezdi.
“Hiç de değil. Sadece sevgilisiyle sevişmek isteyen bir kadınım” az önceki tüm sevimli ifadesi bir anda tutkulu bir ışığa dönüşmüştü ve Rafael bile bu geçişlerin hızına yetişmekte bazen zorlanıyordu. “Yine sirenleri mi duyuyorsun acaba?” dedi Rafael fısıldarken ama onun da modu aynı hızla değişmişti. Yavaşça onu kendine çekti ve dudaklarına yaklaştı. “Bilmem belki duyuyorumdur” dedi Lara nefesini Rafael’in dudaklarına bırakarak. “Beni yine mi bayıltacaksın yoksa?” Rafael çarpık bir gülümsemeyle Lara’ya baktı. Uzun bir öpücükle onun dudaklarını ıslatırken fısıldadı.
“Evet ama büyüyle değil” dedi muzurca. Lara şehvetle onu öpmeye başladığında boynundaki kolları daha sıkı sarılmıştı. Ama sonra bu sarılış çok hızlı bir şekilde tüm şehvetin ve tutkunun yerine sıcaklık ve sahiplenmeye bırakmıştı.
Bir anda değişen modlar konusunda Rafael de en az Lara kadar becerikliydi. Birbirlerine sarılırken Rafael parmaklarını saçlarının arasına sokmuştu. Sadece milyonlarca yıl böyle sarılsa asla isyan etmezdi. Hayatında kimseye bağlanmak için yeterince imkânı ya da zamanı olmayan bir adam için bu geçirdiği iki buçuk yıl Rafael için bambaşka bir deneyimdi. Bazen Lara’ya olan düşkünlüğü onu bile korkutuyordu ama zaten sadece tek başına onun gardiyanı olması bile durumu bu hale getiriyordu.
Ona hissettikleri yine daha önceki deneyimlerinden örnek verebileceği bir şey değildi. Bu garip hisse muhtemelen “bağlılık” diyorlardı ve insanı olmadığı gibi davranmayı sorun etmemeye ya da uyum sağlamaya hatta biraz sevimli olmaya zorluyordu. Tüm bunlardan hoşlanacağını hiç düşünmemişti ama durum böyle olmamıştı. “Seni seviyorum biliyorsun değil mi” dedi zihninin içine. Aralarındaki bu gizli iletişim de bağlarını daha da kuvvetli yapıyordu sanki.
Lara başını aşağı yukarı sallarken sarılmaya devam ediyordu. “Benim ne hissettiğimi biliyorsun ama bunu söylememeye yemin ettim. En son bunu söylediğimde lanetlenmiştim sanırım. Seni de kaybetmeyi hiç istemiyorum.”
Lara’nın cümlesi Rafael’in kalbini sızlatıyordu. Bunun iki nedeni vardı. İlki onun dudaklarından ve onun sesinden bu cümleyi asla duyamayacaktı. Diğer sebebi ise Mikail’in kaybının onda bıraktığı izlerden sonsuza dek kurtulamayacağını bilmesiydi. Ondan bu hatıraları ve acıyı alabilmek için her şeyi yapardı. Fakat ne yazık ki birçok farklı gücüne rağmen bu, onlardan biri değildi. Bu yüzden yine de her şey yerine geçen hislerinin gücüyle ona sarılmaya devam ederken her zamanki cevabını vermekten mutsuz değildi.
“Biliyorum güzel şey, biliyorum.”
Yorumlar